Bugun...


MUSTAFA İSMET ERDOĞAN

facebook-paylas
ZÜLFÜYARE DOKUNDUK
Tarih: 17-02-2020 08:38:00 Güncelleme: 17-02-2020 08:38:00


Eskilerin nezaketine, zerafetine hayranım.
Yöneticilerin, hatırlı kişilerin eleştirilere tahammülsüzlüğünü ifade etmek için “zülfüyare  dokunmak” deyimini kullanmışlar.
Deyimde en alıngan sevgiliyi bile gücendirmeyecek bir nezaket ve zarafet olduğu kesin de hani bu muhataba matuf bir zarafet mi yoksa "sussam gönül razı değil",  "açık açık söylersem de kim bilir başıma ne gelir" misali mecburi ince bir dokundurma mıdır, bilinmez.
Son yazımda zülfüyare dokunmaktan çok daha ileri gitmiş olmalıyım ki "hariçten okunan gazelleri" saymazsak, en "Şahin" yol arkadaşlarım bile tedirginliklerini gizlemediler:
- Bak ilerde bu söylediklerin karşına çıkar!
- Bunu gün gelir aleyhine kullanırlar!
- Ya da başına bir iş getirirler!
Şöyle olur, böyle  olur…
Söylenenlerin hepsinin doğruluk payı vardır.
Bunu yaşayarak öğrendik ve öğrettiler.
Biraz da tecrübelerime dayanarak dostlarıma bir şey hatırlatmak isterim.
İnsanın başına gelebilecek en kötü şey alenen haksızlığa maruz kalma neticesinde kendini şöyle ağız tadıyla savunamamasıdır.
Kendini ifade etme çabalarında  eleştiriye maruz kalmasıdır.
"Sen haklısın ama sus. Yoksa çok daha kötüsü de olabilir" demek ve bunu makul bir tez ve strateji olarak sunmak “maslahata” uygun olabilir.
Makul da olsa maslahata uygun da olsa bana göre değil.
Takdirlerimi pek olmazsa da tenkidlerimi asla esirgemedim. Bu konudaki cömertliğime diyecek yok. Çektiklerim biraz da  “dil belasıdır.”
Biz toplum olarak, İslami idare geleneğinde, Emevi  ve Abbasi zorbalığı, diğer taraftan Selçuklular, Osmanlılarda saltanat, İran'da Şahlık, Araplarda şeyhlik cumhuriyet döneminde tek parti yönetimi, askeri darbeler vs. eleştiri iklimine hasretiz.
En fazla ihtiyacımız olan şey; hakarete varmadan, kimsenin kişiliğini rencide etmeden, yapıcı bir şekilde eleştiri yapabilmek,
Yapılan eleştirileri kişiselleştirmeden, inatlaşmadan, söylediğine-söyleyeceğine pişman etmeden, empati yaparak değerlendirebilmektir.
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" Hadisi şerifini duymayanımız yoktur.
Hz. Ömer'in bir hitabı esnasında, "Ey müminler beni dinleyin ve bana uyun" dediğinde, arka taraftan biri kalkar, "Ey müminlerin emiri, seni dinlemiyorum ve sana itaat etmiyorum" der.
O muhteşem Ömer adeta sarsılır ve nedenini sorar.
O zat devam eder, "Ganimet bölüşümünde hiç birimizin eline bir elbiseye yetecek kadar kumaş geçmedi. Aynı kumaştan senin üstünde bir elbise görüyorum. Sen o kumaştan fazla almışsın" der.
Halife Ömer o toplulukta bulunan oğluna işaret eder. Oğlu Abdullah herkesin hissesine düşen  kumaşın bir elbiseye yetmediğini doğrular.  Babasının tek bir elbisesi oldugunu, gece yıkayıp gündüz giymek zorunda kaldığını, bu nedenle kendi hissesine düşen kumaşı da babasına verdiğini söyler.
O zat herkesin bakışları arasında yine söz alır ve "Şimdi konuş ey müminlerin emiri. Şimdi seni dinliyor ve sana itaat ediyorum" der.
Bunun uzerine halife Ömer kendini yapacağı hatalardan dolayı ikaz edecek bir topluluğa yonetici yaptığı için Allah'a hamd eder.
İşte yönetilenlerin yöneticileri denetlemesi budur.
İşte şeffaflık budur.
Hesap verebilirlik budur.  
Kimseden Ömer’in adaletini beklemek safdilliğine girmemek lazım.  
Amma birilerinin  yezit gibi “keyfe ma yeşa” davranmasına eyvallah etmek “dilsiz şeytan” olmaktır. Unutmayalım “Zulme rıza göstermek zulümdür.”
Bırakın biraz zülfüyare dokunalım.
            ​​ ** BİR MISRA **
Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı
ZİYA PAŞA
(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur,verilmez,  himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)
eczerdogan@gmail.com





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI